20 Aralık 2015 Pazar

Barcelona.. Katalunya'nın başkenti..


Çocukluğumdan beri en büyük hayallerimden biriydi bir gün Barcelona’ya gitmek. Bu Barcelona futbol takımına olan hayranlığımın getirdiği bir istekti ama bu kadar güzel bir şehir olacağını tahmin etmemiştim hiç Gaudi’nin şehrinin. Bir akşam evde oturup öylesine uçak bileti bakarken Pegasus’un bir kampanyası ve bir anda gaza gelip aldığımız biletler Barcelona maceramızın da ilk adımı oldu. Sonrası sıkı bir hazırlanma dönemi ve Barcelona/Ibıza yolculuğumuz. Ibıza kısmını başka bir yazıda anlatmayı planlıyorum. Biraz geç de olsa Barcelona izlenimlerimizi yazıya dökmenin zamanıydı artık.



Biz ağustos ayının son haftası gittik Barcelona’ya ve sıcağı da sevdiğimiz için gayet keyifli bir 4 gün geçirdik. 4 mevsimde de gidilebilir bir şehir Barcelona ve yazın turist kalabalığı elbette daha fazla oluyor ama sahillerinin tadını çıkarmadan dönmek de olmazdı. Sıcağı çok sevmeyenler bahar aylarını da tercih edebilirler hem daha sakin hem de saha serin olacaktır.

Barcelona’ya gittiğiniz zaman El-Prat Havaalanı’na iniyorsunuz. Pegasus T2, Thy ise T1 terminaline iniyor. İki terminalden de  şehre ulaşım çok kolay. Havaalanından otobüsler sizi 6 € karşılığında Plaza Catalunya (Katalunya meydanı) ya kadar götürüyor. Dönüşte aynı şekilde havaalanına dönebilirsiniz. Taksi yada alternatif bir şey denemeye hiç gerek yok.

Şehiriçi ulaşım metro ve otobüsle gayet kolay. T10 denen 10 binişlik kartları yada 2-5 günlük kartları kullanabilirsiniz. Metro ağı gayet geniş ve kullanışlı. Başta biraz karmaşık gelebilir ama hızlı alışıyorsunuz. Birkaç defa da otobüse binmek durumunda kaldık. Taksiyi de sadece gece çok geç saatlerde yürümeye üşendiğimiz için kullandık 1-2 defa. Taksiciler genellikle Hintli yada Pakistanlı filan. Boş olan taksilerin tepesinde yeşil ışık yanıyor dolu olanlarda da kırmızı.

Bunların dışında bisiklet harika bir alternatif ama bizim için ulaşım değil de kiralayıp şehri gezmek için güzel bir aktivite oldu. Şehir içi ulaşıma tamamen birer şerit de bisiklet için eklenmiş. Bir Amsterdam değil ama Barcelona da bisiklet konusunda aşmış bir şehir. Kimse arabasını bisikletlilerin üzerine sürmüyor mesela.


Turistik bir şehir olmasından mütevellit otel için onlarca seçenek var ancak biz şehrin popüler caddesi Rambla üzerinde biraz da kötü bir hostel olmasına rağmen çok merkezi bi yerde çok da uygun fiyata konakladık. Bunda bookingten 4 ay önce rezervasyon yaptırmış olmamızın da etkisi var tabii ki. Kötü bir hosteldi ama zaten beklentimiz de konfordan ziyade lokasyondu. O açıdan tekrar gidersem aynı yerde kalırım. (Operaramblas hotel)

Gelelim nereleri gezmeyeni dövüyorlar kısmına:

La Ramblas:

Bundan önce okuduğunuz bütün bloglarda ve bundan sonrakilerde de yazacağı üzere burası Barcelona’nın İstiklal Caddesi. Günün her saati kalabalık, çeşit çeşit onlarca restaurantın olduğu, hediyelik eşya dükkanlarından geçilmeyen ve her dakika bir sokak sanatçısının önünden geçebileceğiniz şehrin en güzide caddesi. Plaza Catalunya’dan başlıyor ve sahilde Cristof Colomb’un ünlü heykeliyle birlikte Port Barcelona’ya kadar devam ediyor.


Plaza Catalunya:

Şehrin merkezi diyebilirim. Bütün otobüsler nerdeyse burdan geçiyor. Havaalanı ve metroya ulaşım da burdan sağlanıyor. Kocaman bir El Cortes Ingles mağazası, Hard Rock Cafe, çeşitli cafeler ve mağazalar barındırıyor. Bir ucu La Rambla’ya açılıyor, bir köşesinden Portal de I’angel vasıtasyla lüks mağazalar ve buradan da Katedrale, bir ucu da Passeig de Gracia’ya açılıyor. Son köşeden nereye gidiliyor onu bende bilmiyorum.

Plaza Espana:

İspanya meydanı diye geçiyor burda büyük bir saray ve önünde de kocaman bir havuz var. Bu havuzda ışık ve lazer gösterileri yapılıyor müzik eşliğinde. Haftanın 2-3 günü var biz Pazartesi gitmiştik. Gününü denk getirebilirseniz akşam 1-2 saat ayırmak için ideal. Ayrıca bu meydanın biraz ilerisinde eski bir boğa güreşi arenası var şimdilerde avm olarak kullanılıyor.



Picasso Müzesi:

Pek müze merakım yoktur ama o kadar gitmişken bir de Picasso’yu görelim dedik. Normal giriş 11€ ancak Pazar günleri öğleden sonra giriş ücretsiz diye biz de her eski apaçinin yapacağı üzere Pazar öğleden sonra gittik ama 1 km giriş kuyruğunu görünce sevgili Picasso’nun eserlerini göremeden geri döndük. Yine de Born’un enfes sokaklarını görmek için bir kez daha bahane oldu en azından. Hemen karşısında El Xampanyet adlı tapasçı var. Bu yazıda fazla mekan önerisi yapmıycam ama gitmişken bir uğrayın derim.



La Boqueira:

La Rambla üzerinde çeşit çeşit meyveler, meyve suları ve kokteylleri bulabileceğiniz çok güzel bir semt pazarı. 1-2 € ya efsane koktyeller içebilirsiniz. Özellikle yaz aylarında önünden her geçtiğinizde içeri dalıp kokteylinizi alın ve devam edin.



Plaza Reial:

Bu meydan da yine La Rambla üzerinde bulunuyor. Akşam saatleri ışıklandırmasıyla birlikte çok keyifli bir hal alıyor. Bir akşam yemeğinizi burda yiyebilir paella/sangria ikilisiyle güzel bir gece geçirebilirsiniz. Aynı zamanda bu meydanda Los Tarantos adında bir de Flamenko izleyebileceğiniz bir mekan var. 10€ karşılığında yemekten sonra bir de Flamenko izlemek isteyebilirsiniz.



Park Guell:

Gaudi’nin Barcelona’yı şekillendiren eserlerinden yalnızca birisi. Şehrin sırtlarına kurulmuş Barcelona’yı tepeden gören Park Guell çok neşeli, farklı, enteresan br mimariye sahip. Park’ın daha girişindeki binalar, kertenkele heykeli ve yukarı çıktıkça anlıyorsunuz Gaudi’nin ne kadar farklı bir kişilik olduğunu. En tepeye çıktıktan sonra Barcelona ayaklarınızın altında çok güzel fotoğraflar çekebilirsiniz.



Sagra da Familia:

Gaudi abimizin başladığı ama bitiremeden Hakk’ın rahmetine kavuştuğu “bitmeyen kilise” lakabıyla ünlü Sagra da Familia şehrin simgesi diyebiliriz. Ama ne kadar heybetli olduğunu ancak dibine kadar geldiğinzde anlayabiliyorsunuz. Dışını gördükten sonra içine çok da giresimiz gelmedi ekstradan para ödeyip. Şehrin her yerinden bir şekilde görebiliyorsunuz ama mutlaka yakından da görmek lazım. Bitmemesinin sebeplerinden birisi olarak hala Gaudi’nin mimari zekasının çözülemediği ve ne yapmak istediğini anlayamamaları rivayet ediliyor.



Casa Mila / Casa Battlo:

Bu iki bina Passeig de Gracia üzerinde bulunuyor ve tahmin edersiniz ki Gaudi’nin eserleri. Biz bunları da dışarıdan fotoğraflayıp içlerine girmedik. 15-18€ civarı bir ücreti olması lazım ama o gün artık yürümekten bitmiş durumdayken girmemek doğru karardı bizim için.

Montjuic Tepesi/Kalesi:

Montjuic tepesi Barcelona’nın sahil kesiminde kalıyor. Doğal olarak liman şehri olduğu için yapılmış olan Montjuic Kalesine çıkıp günbatımını izleyebilir, şarabınızla birlikte romantik bir akşam yaşayabilirsiniz. Barceloneta’dan teleferikle çıkabilirsiniz yada metroyla bir noktaya kadar gidip ordan yine teleferikle ulaşım sağlanabiliyor. Bir akşamınızı ayırmak için ideal. Tepenin arkasında da Olimpiyat Köyü var ancak o kadar vaktimiz kalmadığı için orayı bir sonraki seyahate bıraktım.



Barceloneta:

Gelelim sahillere ve gece hayatına. Kışın gittiğinizde hiçbir fonksiyonu olmayabilir ancak yazın şehrin en hareketli bölgesi kesin olarak burası. Çok temiz bir denizi olduğu söylenemez ancak uçsuz bucaksız plajlar, mojito satan Hintliler, patenler, kaykaylar, sabah sabah çıplak denize giren amcalar, iğne atsan yere düşmez kumsalıyla çok keyifli bir 4 gün geçirdik burda. Gece kulüpleri de yine bu bölgede kalıyor ancak gece 2’den önce gitmeyin derim kimse olmuyor çünkü. Adamlar akşam yemeğini saat 22:00’den önce yemiyorlar nerdeyse. Birde bu bölgeye yakın Espit Chupitos adında küçük bir shor bar var. Yanarlı dönerli efsane shotlar yapıyorlar. Biraz öğrenci yeri ama shotlar çok hesaplı ve barmenler de gayet iyiler. Mutlaka ama mutlaka uğrayın buraya.



Born/Gothic mahalleleri:

Barcelona’nın turistik merkezinde 3 tane mahallesi  var. El Raval, Barri Gothic ve El Born. Bunlardan Raval Ramblanın diğer tarafında kalıyor ve göçmenlerin yaşadığı bir mahalle olduğu için çok tavsiye etmiyorum ama asıl Gothic ve Born mahalleri mutlaka gitmeniz, görmeniz, cafelerinde saatlerce oturup o havayı koklamanız gereken mahalleler. Barcelona’nın o dar tarihi sokakları, her sokakta karşınıza çıkan mağazalar, cafeler gerçekten tadı damağımızda kaldı.



Park Citudiella:

İstanbul’da pek park kültürü olmadığndan ben gittiğim her şehirde parklara biraz daha meraklı bir tavır sergiliyorum. Park Guell daha tursitik olduğu için ordan belki burası kadar keyif alamamıştım. Born mahallesinin sonunda yer alan bu park benim için muazzam oldu. Hayvanat bahçesi de bu parkın içinde yer alıyor ancak sağda solda debelenip, yapay gölde bir kayık kiralayıp kürek çekmekten vakit bulamadık. Kısıtlı zaman yüzünden vakit bulamayıp Barcelona’ya tekrar gelmek için bir sürü sebebimin olması da önemli =)



Santa Maria Del Mar Kilisesi:

Bu kilise de Born’de bulunuyor. Şehrin tarihi ve büyük kiliselerinden birisi. Gidip gezebilirsiniz ama burayı yazmamın bir sebebi daha var hemen arka tarafında Sagardi adında bir Bask Tapasçısı var. Buraya da mutlaka uğrayın. Tapaslar kürdanlarla servis ediliyor ve yemeğiniz bittiğinde tabakta kaç kürdan kaldıysa ona göre hesap ödüyorsunuz. En son Tapas başına 1,5€ ödedik diye hatırlıyorum. Bir de Clara adında bira limonata karışımı kendilerine özgü bir içkileri var onu da deneyebilirsiniz.



Camp Nou:

En sevdiğimi en sona bıraktım tabii ki. Büyük bir şanssızlık sonucu gittiğimiz haftasonu Barcelona maçı deplasmana denk geldiğinden dolayı biz de stat turu yapmak durumunda kaldık. Oysa La Liga’nın kura çekimine kadar takip etmiştim bu olayı kısmet değilmiş. Neyse daha stadı uzaktan görmem bile dizlerimin bağının çözülmesine yetti. Yıllarca izlediğim kadar ihtişamlı ve büyük ve eski bir stat. Zaten gözümde değerini bu kadar büyüten de biz Ali Sami Yen’den bu kadar kolay koparılmışken bu kadar tarihi bir stadın olabildiğince modernize edilip hala yıllara meydan okuyabilmesi. 23€ karşılığında Barcelona’nın müzesini, kapalı tribünü en alttan en üst kata kadar, en tepedeki anlatım stüdyolarını, basın odalarını, çıkış tünelini hatta saha kenarına kadar gezebiliyorsunuz. Şampionlar Ligi kupasıyla fotoğraf çektirebiliyorsunuz. Bunu da çıkışta 16€ karşılığı satın alıyorsunuz. En son çıkarken dev gibi bir Barca Store’un ortasında kalıyor ve burdan da dilerseniz alışveriş yapabiliyrsunuz. Benim gibi über şanssız bir adamsanız eger 20 sene bekleyip çimlerin değiştiği, sahada traktörlerin gezdiği ve toprak zeminli bir güne denk gelebilirsiniz. Store’dan çıktıktan sonra stadın bahçesindeki cafede biraz tapas ve bira eşliğinde vakit geçirdik ve otele döndük.



Barcelona’ya 4 gün ayırdık ama ilk gidiş ve yaz mevsimi için biraz daha cömert olup 5-6 günlük bir seyahat planlayabilirmişiz. Çünkü gezilecek yerler çok zaman alıyor ve her yeri görebilmek adına şehirden alabileceğiniz keyfi alamıyorsunuz. Bu yazı hem Barcelona hem de bloğumuz için bir giriş yazısı oldu. Umarım tekrar gidebilirsek daha farklı konseptte bir rehber de hazırlayabiliriz.

Sıradaki destinasyon: Ibiza..


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder