16 Mart 2016 Çarşamba

Floransa.. Tarihin yaşadığı şehir..

3 günlük “Roma” maceramızın ardından sıra yavaş yavaş seyahatimizin bir sonraki bacağı olan Floransa ya da İtalyanların deyimiyle Firenze yolculuğuna gelmişti. İtalya’nın en gelişmiş ulaşım aracı tren olabilir. Terminaller gerçekten çok düzenli ve sistem tıkır tıkır işliyor. Firenze’nin merkez istasyonu Santa Maria Novella (SMN) istasyonu. İtalya içinde şehirlerarası tren yolculuğu için kullanacağınız internet adresi (www.trenitalia.com). Hızlı trenler ve daha yavaş olan regional trenler var. Regional trenler daha ucuz ancak hızlı trenlere göre yarı yarıya daha yavaş gidiyorlar ve yine hızlı trenlere göre çok eski ve daha bakımsızlar. Hızlı trenler ise gayet bakımlı ve tertemizler. 300 km/s hıza kadar çıkabiliyorlar ve inanılmaz dakikler. İnternet sitesinden 3 ay önce biletler satışa açılıyor ve erken alırsanız eğer regional trenlerden bile daha ucuza bilet bulmak mümkün. Biz 2 kişi tamamı hızlı trenlerle olmak üzere Roma-Floransa-Venedik-Milano-Roma güzergahı için toplamda 158 € ödedik.



Firenze, İtalya’nın birçok şehri gibi tarihi dokusunu hiç kaybetmemiş, Arno nehrinin iki yakasına kurulmuş tam bir ortaçağ şehri. Düzayak bir şehir olduğu için ve turistik merkezi bir başından diğer başına yürüme mesafesinde olduğu için toplu taşıma kullanma ihtimaliniz de çok düşük. Zaten SMN istasyonu çevresinden kalkan belli başlı otobüsler dışında şehirde metro/tramvay gibi ulaşım araçları da bulunmuyor. Biz Roma’da yaptığımız gibi Floransa’da da terminale 4 dk yürüme mesafesinde bir otelde kaldık. Çok eski ve bakımsız bir oteldi ancak oteli sadece duş almak ve gecede 6 saat uyumak için kullandığımızdan fiyat/performans olarak bizi memnun etti diyebilirim.



Floransa içinde 60’ın üzerinde müze barındıran bir şehir. Aynı zamanda yürüdükçe fark edeceksiniz ki sokakları ve havasıyla da tam bir açık hava müzesi. Eğer müze merakınız varsa size birçok müzeye bedava/indirimli giriş hakkı ve uzun sıraları atlama olanağı veren Firenze card önerebilirim. Fiyatı 72 € idi en son. Daha önceki yazılarımızdan bildiğiniz üzere bizim müzelere ve sanata aşırı düşkünlüğümüz olmadığından ve müzeler için zaten kısıtlı vaktimiz olduğundan tercih etmedik. Dolayısıyla biz 1,5 gün içerisinde Floransa’yı tam anlamıyla gezdik ve fazlasıyla yetti diyebilirim. Kalan zamanımızı da Pisa-Siena turuna ayırdık ve bir sonraki yazımızda da bu seyahatimizi anlatacağız.



Şimdi yavaş yavaş S.M.Novella istasyonundan yürüme sırasına göre Floransa ve gezilecek yerler rehberimize geçiş yapalım:

Santa Maria Novella Bazilikası:

SMN istasyonundan şehrin içine doğru yürümeye başladığınız anda daha karşınıza ilk çıkan tarihi yapı Santa Maria Novella Bazilikası ve hemen arkasında da Piazza S.M.Novella (SMN meydanı). 5 € karşılığında ilk olarak burayı gezebilir ve meydanda bir şeyler içebilirsiniz.

Santa Maria Del Fiore Katedrali:

Aslında Floransa’ya inip Duomo Firenze filan derseniz herkes gösterir ama asıl adı Santa Maria Del Fiore Katedrali. Duomo İtalya’da her şehirde katedrallere verilen genel bir isim. Neyse konuya dönersek bu katedral şehrin en görkemli en ihtişamlı yapısı olabilir. Zaten bu katedral sayesinde kaybolma şansınız yok diyebilirim Floransa’da çünkü her noktadan görülebilecek kadar büyük ve görkemli. İçeriye giriş ücretsiz ancak çan kulesine çıkayım ve Firenze’yi bir de yukarıdan göreyim istiyorsanız 7 € karşılığı çıkabiliyorsunuz. Aynı zamanda Duomo meydanında bir de sekizgen biçimde vaftizhane bulunuyor. Aynı zamanda bu meydan şehrin en kalabalık ve turistik meydanlarından olduğu için çok sayıda hediyelik eşya dükkanı var ve buradan magnet, kupa, anahtarlık gibi ihtiyaçlarınızı giderebilirsiniz. Buradan Via dei Calzione’den devam edip alışveriş için bişeyler bakılabilir. Bu cadde üzerinde çok güzel bir “Disney Store” bulunuyor.

Piazza Della Republica:

Duomo’dan çıkıp Via Dei Calzione üzerinde yürürken bir paralel caddeye baktığınıza bu meydanı göreceksiniz. Cafe Gilli, Hard Rock Cafe Firenze gibi turistik mekanlar ağırlıklı olarak bu meydanın etrafında yer alıyor. Her şehirde yaptığımız üzere burada da Hard Rock Cafe’ye uğramayı ihmal etmedik. Bir akşam kokteylimizi de burada içtik. Cafe Gilli’ye ise girmedik gereksiz kalabalık ve pahalı geldi. Zamanı değerlendirmek için çok daha güzel yerler keşfedebilirsiniz. Burada birkaç sokak sanatçısıyla karşılaştık ve özellikle yere Mona Lisa resmi çizen arkadaş baya ilgimizi çekti.

Piazza Della Signoria:

Floransa’nın hali hazırda en güzel meydanı olabilir. Eğer Firenze bir açık hava müzesi ise burasıda o müzenin merkezi. Calzione caddesinin sonu bu meydana çıkıyor. Türkçe adıyla Senyörler Meydanı diyebileceğimiz bu meydanda Floransa’nın büyük kısmında imzası olan Medici ailesinin ilk sarayı olan Palazzo Vechio, aslı birazdan değineceğimiz Galleria Academia’da olan Davud heykelinin bir replikası, benzer farklı heykeller ve muhteşem kahveler içip, tramisuları götürebileceğiniz çok güzel cafeler bulunuyor.

Galleria Degli Uffizi:

Yaptığım araştırmalara, okuduğum bloglara ve duyduklarıma göre sanırım burası Floransa’nın ve hatta dünyanın en önemli müzelerinden birisi. Başta Michelangelo’nun olmak üzere Leonardo, Raphaello ve bir çok sanat ustasının onlarca eserine ulaşıp saatlerce dolaşmak mümkün. Girişi 8 € olan bu müzeye bizde girmek istedik ancak çok uzun olan sırayı beklemeyi göze alamadık. Sırf Uffizi’ye gitmek için Floransa’ya giden insanlar olduğunu düşününce bu konuda ne kadar ilgisiz olduğumuz ortada. Piazza Signoria bu müze ile Arno nehrine ve Ponte Vecchio’ya bağlanıyor. Burda da birçok sokak sanatçısıyla karşılaşmak mümkün. Bizde bu gözle geçirdik vaktimizi ağırlıklı olarak.

Ponte Vecchio:

Gelelim Floransa’nın simge yapısı olan Ponte Vecchio’ya. Uffizi’den çıktıktan sonra sağa dönüp köprüye ulaşabilirsiniz. Bu köprünün özelliği üzerinde yapıların olması ve kendini geçmişten günümüze kadar muhafaza etmesi. 2. Dünya savaşında diğer bütün köprüler bombalanırken Hitler amcamız bu köprüye tarihi dokusundan dolayı dokunmamış. Dışarıdan bakıp fotoğraf çekerken çok ilgi çekici evet ama üzerinden geçerken bir numarası yok. Hediyelik eşya dükkânları ve kuyumcularla dolu köprü. Ortasında durup nehir manzaralı fotoğraflar çekilebilir. Arno nehri üzerine daha sonra inşa edilmiş diğer köprülere geçip burayı izlemek daha keyifli geldi bize. Neyse biz de şehrin diğer yakasına geçelim yavaş yavaş.

Palazzo Pitti:

Ponte Vecchio’yu geçip 2-3 dk yürüdükten sonra az önce bahsettiğimiz Medici ailesinin yaşadığı saray olan Palazzo Pitti’ye geliyorsunuz. Tahmin edebileceğiniz gibi sarayın önündeki meydanın adı da Piazza Pitti olarak geçiyor. Sarayın hemen arkasında da Boboli bahçeleri var. Meydanda 1-2 bira içip çok da vakit kaybetmeden Floransa sokaklarının arasına daldık. Bu bölgede sokakların arasına dalın ve o dönemi iliklerinize kadar hissedin. Bir iki sokak arkada Piazza Santo Spirito tarafında bir Pazar kuruluyor. Burada vakit geçirilebilir. Ayrıca yine bu sokaklarda şarap, zeytinyağı vs satan dükkanlar bulabilirsiniz ki efsane Chianti şarapları çok çok uygun fiyatlara alabilir pizza ve makarnalar eşliğinde sokaklarda içebilirsiniz.


Piazza Santo Spirito demişken hemen bu meydanın köşesine yakın Gusta Pizza adında bir pizzacı var. Gitmeden önce okuduğum bloglardan birinde görüp not almıştım ki Floransa da yaptığımız en doğru iki hareketten birisi oldu. Diğerine birazdan gelicem. Odun ateşinde pişirilen incecik muhteşem bir pizzası var. İsterseniz dükkana çöküp yiyin isterseniz paket olarak meydana geçin ve bizim gibi yanına da iki bira açıp daha sosyal bir ortamda tüketin.

Michelangelo Tepesi:


Firenze’ye kadar gitmişken yapılmadan dönülmemesi gereken etkinliler sıralamasında son sırada Michelangelo tepesi var. Firenzeyi tepeden izleyip Arno nehri üzerinde batan güneşin batışını izlemek ve gün batımıyla birlikte enfes Floransa fotoğrafları çekmek için en ideal yer diyebilirim. Akşam gün batımına yakın merdivenler doluyor ve gençler bira, şarap eşliğinde günbatımını izliyorlar. Giderken toplu taşıma da kullanabilirsiniz ama tavsiyem tabii ki yürüyerek gitmeniz. Sokaklar, yokuşlar filan çok keyifli.

Burada güneşi batırdıktan sonra yürüyerek dönenler için Zoe Bar’a uğranabilir ve happy hourda aperitivolar eşliğinde kokteyl keyfi yapılabilir.



Bunların dışında Davud heykelinin orjinalini görmek ve başka bir büyük tarih ve sanat müzesi gezmek için Galleria Academia’yı gezebilirsiniz.

Son olarak da Floransa’da yaptığımız ikinci en doğru hareket de oraya kadar gitmişken Fiorentina Steak yemeden dönmemek oldu. Bunun içinde size tavsiyem Trattoria Nerone olucak. Steak masaya kilo ile geliyor aslında kişi sayısına göre. Biz iki kişi olduğumuz için bize 800 gr getirdi. Et konusunda hassas olanlar için dana etinden yapılıyor ve kilosu yaklaşık olarak 30 € civarında. Yanında birer kadeh şarapla enfes gitti diyebilirim. Mekanı da dekorasyonuyla birlikte çok beğeneceğinizden eminim.


Floransa yazımıza burada son verirken bir sonraki durağımız olan Pisa-Siena notlarını da hazırlamaya başlayalım yavaştan. Görüşmek üzere..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder