10 Nisan 2016 Pazar

Adaların en güzeli.. Bozcaada..

İlk gidişimin üzerinden yaklaşık 8-9 sene geçmiştir sanırım. Daha sonra birkaç defa daha gittim. Hayatta en çok kendimi bulduğum, kendimi ait hissettiğim, huzuru sonuna kadar yaşadığım yer diyebilirim Bozcaada için. Bu seferki gidişim her anlamda farklı oldu benim için. Hem ilk defa sezonun bu kadar dışında gittim hem Betül’ü ilk defa götürdüm ve onun burası için ne hissedeceğini çok merak ediyordum. Daha da enteresan olanı 34 yaşında araba kullanmayı öğrenip trafiğe ilk çıkışımda yolun beni buraya getirmesi çok heyecan vericiydi benim için.



Buraya gelmek öyle çok kolay değil. Biraz bunun hakkında bilgi verelim. İki yol var; arabayla ya da otobüsle. İstanbul’dan geliyorsanız eğer önce Keşan - Gelibolu üzerinden Çanakkale’ye gelip buradan da Geyikli’ye geçmeniz lazım. Adaya ulaşım zaten Geyikli’den feribotlar ile oluyor. Adaya feribot ile gidiş-dönüş 60 TL. İstanbul - Bozcada yaklaşık 6-7 saat sürüyor. Bursa-İzmir taraflarından geliyorsanız da yine Çanakkale’ye gelmeden Geyikli’ye geçip adaya ulaşabilirsiniz. Bunun dışında otobüs aracılığıyla Geyikli/Ezine ya da Çanakkale’ye gelip buradan minibüsler aracılığıyla yine feribota geçerek adaya ulaşmak mümkün ama biraz daha zahmetli tabii ki.



Konaklama için hotel, pansiyon ve bağ evi seçenekleri mevcut. Normal sezonda önceden rezervasyon yaptırmakta fayda var çünkü zaten ada küçük olduğu için yerler çabuk tükenebiliyor. Biz bu sefer önceden rezervasyon yaptırmadık. Daha önceden kaldığım Sevgi teyzenin Adahan Pansiyon’da kaldım yine. 120 TL’ye kaldık ancak kahvaltı sezonu da başlayınca 150-200 TL gibi bir fiyata yükseleceğini söyledi. Konfor aramayanlar için tercih edilebilir bir pansiyon.



Ada hakkında da biraz genel bilgi verip detaya geçmek istiyorum. Feribot iskelesinde indikten sonra sağ tarafınızda Bozcaada kalesi kalıyor. Kalenin arkasında Rum mahallesi var. Sol tarafta ise eski liman kalıyor. Burada restaurant ve meyhaneler bulunuyor. Adanın meydanında çeşitli cafeler var. Buradan da bağ evlerine, koylara ve adanın arka taraflarına doğru çıkabilirsiniz. Öyle clubların, barların ya da çeşit çeşit aktivitelerin olduğu bir yer değil Bozcaada. Biraz da bu yüzden seviyorum. Sakinliği, huzuru, insanları, rahatlığı yetiyor benim için. Kafamı dinliyorum, kendime geliyorum. Sonra burada yaşayan insanlara imrenerek geri dönüyorum metropol köyüme.

Bozcaada’da ne yenir ne içilir nereler gezilir bölümüne başlayalım artık;

Rum Mahallesi:

Bilindiği üzere Bozcaada, Gökçeada ile birlikte Kurtuluş Savaşından sonra Ege’de topraklarımıza katabildiğimiz sadece iki adadan birisi. Dolayısıyla nüfusunda ciddi anlamda Rum vatandaşlar da var ki ben kendilerini bir Selanik göçmeni olarak çok severim. Mutfağı, mezeleri, lezzetleri efsanedir. Bunu Bozcaada’da da sonuna kadar hissetmek istiyorsanız Rum mahallesinin o enfes sokaklarında dolanın, evlerin önünde fotoğraf çektirin, sokak arasındaki meyhanelerde mezelerin ve rakının tadını çıkarın. Özellikle bahar aylarında çiçekler açtığında rengarenk sokaklarında dolaşmak ayrı bir keyif. Biz bu gidişimizde Simyon meyhanesinde akşam yemeğimizi yedik ve çok memnun kaldık.

Ayazma Plajı:

Bozcaada’da ulaşımın ve denize girmenin en kolay olduğu koy Ayazma koyu. Arabayla gitmenin dışında merkezden dolmuşlarla da rahatça ulaşabilirsiniz. Şezlong gibi bir derdiniz olmadan atın havlunuzu kumun üzerine ve adanın buz gibi denizinin tadını çıkarın. Arabayla geldiyseniz park derdi yok ve karnınız acıkırsa hemen plajın arkasında bulunan salaş restoranlarda yemeğinizi yiyip buz gibi biranızı yudumlayabilirsiniz. Bu açıdan da en çok tercih edilen ve en kalabalık plaj haliyle burası oluyor. Aracınız varsa aşağıda belirttiğimiz üzere denize girmek için farklı alternatiflerde mevcut tabi ki.

Habbele Plajı (Koyu):

Daha önceden bildiğim bir koy değildi burası. Aslında yeri de çok kolay çünkü Ayazma Plajı’nın geçip 2-3 dakika yürüdükten sonra ulaşıyorsunuz. Denizine girme şansım olmadı tabi ki havadan dolayı ama Polente’yi bulduramayınca günbatımı için direksiyonu buraya kırdık (şoför olunca terimlerde gelişiyor haliyle =) ). Manzarası sakinliği filan da hoşuma gitti baya. Bir de yazın gelip görmek lazım. Günbatımını birazdan anlatacağım. Bu iki plaja alternatif olarak yine sadece araçla gidebileceğiniz Akvaryum koyu var. Buraya daha önce gitmiştim. Ulaşım sıkıntılı olduğu için sakin oluyor haliyle. Ya da siz farklı koylar keşfetmek istiyorsanız ada müsait tabi ki.

Rüzgar Gülleri ve Polente Feneri:

Adanın efsane klasiklerinden biridir günbatımını izlemek. Akşam saatleri şarabınızı alır rüzgar santralinin oraya gidersiniz ve fenere yakın günbatımını izlersiniz kalabalıkla birlikte. Aslında santrale girmek yasak olduğu için bu eski fenere ulaşmak veya yaklaşmak pek kolay değil. Burada 13 tane rüzgar gülü var ve bunların 1 tanesi adanın elektrik ihtiyacını tamamen karşılayacak güçte. Fakat tabi ki burayı işleten firma Türk değil ve bu tesisin adaya bir faydasının olduğunu pek düşünmüyorum. Fotoğraf eski ziyaretlerimden çünkü santralin girişine kadar geldik ama bozuk yollarda daha fazla gidemeyeceğim için müsait bir yere ulaşamadan dönmek zorunda kaldık ormanın içinden. Yukarıda da bahsettiğim gibi Habbele koyu hoşumuza gitti ve burada güneşi batırıp sahil kenarındaki yollardan manzarayı yakalayarak merkeze geri döndük. Konum olarak adanın merkeze göre tam arka tarafı kalıyor. Gidiniz ziyaret ediniz ve görünüz. Bu romantizmi yaşayınız.

Bozcaada Şarabı:

Ada yüzölçümünün büyük bir kısmı üzüm bağlarından oluştuğu için adadaki en gelişmiş ekonomik aktiviteler bağcılık ve şarapçılık diyebiliriz. Her sene Eylül ayında bağbozumu festivali yapılır adada ve çok kalabalık olur. Tabi ki yeni alkol yasası sonrası ne şarapçılığın tadı kalmış nede festivalin. Ada halkının bile bütün hevesi kaçmış durumda artık konuştuğunuz zaman. Bozcaada’nın bilinen şarap markaları Çamlıbağ, Corvus, Talay. Genellikle ihraç ediliyor şaraplar o yüzden buralarda bulabilmek pek mümkün değil. Eskiden bu markaların tadım merkezlerine gidilir şaraplar tadılır, fabrika gezilir ve buna göre şarap seçilip eve kasa kasa şarapla dönülürdü. Yine yeni yasa gereği artık ne şarap tadımı kalmış nede fabrika gezdiriliyor. Özendirmeye teşvik sayılıyormuş bu aktiviteler. Yine de ben size kendi favori şaraplarımı yazayım. Genellikle Talay’dan alıyorum ben ve Tenedos (Bozcaada’nın eski adı), Vasilaki gibi çeşitlerini tercih ediyorum. 20 TL’den başlıyor artık fiyatlar ve kalitesine, üzümün çeşidine göre değişiyor. Son şişeyi de dün gece devirdik ve yeniden gitmek için bahanemiz var artık =)



Bunların dışında kahvaltı ve damla sakızlı kahve için Eski Kahve ve Çiçek Pastanesi, farklı bir akşam yemeği için Gümüş Bistro, kurabiye için Veli Dede diğer tavsiyelerim.

İtalya yazılarımıza Bozcaada ile es verdik taze taze yazabilmek için. Kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Bizi artık instagramda da takip edebilirsiniz.

İyi okumalar…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder