15 Mayıs 2016 Pazar

Haftasonu kaçamağı.. Cunda (Alibey) adası..

Uzun zamandır gitmek isteyip de gidemediğimiz yerlerden biriydi Cunda. Ben yıllar önce bir Ayvalık gezisinde uğramış, mezelerini tatmış ancak adayı şöyle etraflıca bir dolaşıp fikir sahibi olamamıştım. Bozcaada gezisinden sonra mini bir hafta sonu gezisi için biçilmiş kaftan oldu bizim için eski adıyla Alibey adası. 1960 lı yıllarda yapılan “Türkiye’nin ilk boğaz köprüsü” ile aslında ada özelliğini de bir nebze kaybetmiş ve yarımada kimliğine de bürünmüş diyebiliriz.



Cunda’ya ulaşım için genel olarak özel aracınızı kullanabileceğiniz gibi şehirler arası otobüsler vasıtasıyla Ayvalık’a gelebilir buradan minibüsler ya da teknelerle adaya ulaşabilirsiniz. İstanbul’dan özel aracıyla gelenler için de iki alternatif var. İlk alternatif Bursa-Susurluk üzerinden gelerek Kazdağları'nı geçmek ve Ayvalık ayrımından bölgeye ulaşmak. İkinci alternatif ise biraz daha yolu uzatmasına rağmen Çanakkale üzerinden gelip Ezine yolundan Edremit körfezine inip buradan Ayvalık’a geçiş yapmak.



Konaklama için Cunda’da alternatifler mevcut. Merkezde pansiyonlar olduğu gibi, merkeze yakın taş binalarda konaklar ya da otel seçenekleri diğer alternatifler. Biz 1 gece kalacağımız için merkezde Mai Pansiyonda kaldık ama pek tavsiye etmiyoruz. Fiyatı inanılmaz uygundu ancak özellikle 1 den fazla gece konaklayacaksanız eğer odalar çok sıkışık ve yetersiz. Ancak pansiyon sahipleri son derece yardımsever ve ilgiliydi bunu da eklemeden geçmeyelim.



Öğlen Cunda’ya ulaştıktan sonra kendimizi hemen sahile attık ama burada biraz hayal kırıklığı yaşadım. Ben daha önce gittiğimde sahil şeridindeki restaurantların hepsi denize sıfır durumdaydı ve yemeğinizi muhteşem manzaraya karşı denizin hemen kenarında yiyebiliyordunuz ancak belediye bu duruma müdahale etmiş ve yürüyüş yolu ile restaurantların açık bölümleri yer değiştirmiş. Açıkçası o havayı baya bir bozmuş bu durum ancak biz iskelenin diğer tarafında denize sıfır bir mekan yakaladık ve denizin hemen yanında bir masadan rezervasyonumuzu yaptırıp akşam yemeğimizi, mezelerimizi burada yiyip rakımızı burada yudumladık. Belki meze açısından daha iyi bir restaurant bulabilirdik özellikle “Bay Nihat” çok tavsiye edilmişti ancak biz tercihimizi biraz daha manzaradan yana kullandık. “Saki Kaptan’ın Yeri” bu açıdan tavsiye edebileceğimiz bir mekan. Bizim gibi bahar aylarında gidenler için tek handikap akşam biraz hava soğuk olabiliyor buna dikkat ederek giyinmekte fayda var akşamları.



Cunda’nın özellikle mezeleri meşhurdur. Benim rum kültürüne düşkünlüğümü bilenler ne demek istediğimi çok iyi anlayacaktır. Çeşit çeşit enfes mezeler, deniz mahsülleri tadına doyum olmaz. Cunda da daha çok Girit mutfağı bulunuyor ve mezeler olsun yemekler olsun hep bu mutfağa daha yatkın. Zaten eğer akşam rakınızı sahilde içmeyeceksiniz enfes sokaklarda tavernalar ve Girit mutfağı üzerine restaurantlar mevcut. Mutlaka değerlendirin.

Yine sahilde özellikle sakızlı ve karadutlu dondurma yemenizi özellikle tavsiye edeceğim. Adanın klasiklerinden ve nereden yerseniz yiyin oldukça lezzetli. Bunun dışında birde lokma tatlısı yapan meşhur bir dayı var onu da tatmadan dönmeyin.



Akşamüstü kendimizi Cunda’nın sokaklarına bıraktık. Arnavut kaldırımlı biraz yıkık dökük, bir kısmı restore edilmiş eski taş binalar çok farklı bir havayı yaşatıyor size. Bu sokakları dolaşıp Değirmen tepesine doğru çıkarken yolunuzun üzerine eski adıyla Taksiyarhis Kilisesi yeni adıyla Rahmi Koç müzesi çıkacak. Yalnız saat 18.00’da kapanıyor ve biz bu saati kaçırdık maalesef dolayısıyla kiliseyi gezemedik. Oradan yine sokaklarda kaybola kaybola tepeye çıktık.  Buradaki değirmen de yine sayın Rahmi Koç tarafından “Sevim ve Necdet Kent Kitaplığı” olarak restore edilmiş. Hem kitaplığı gezmeniz hem de adanın iki tarafını da en tepeden izlemenizi tavsiye ederim. Burada bir de cafe var dolayısıyla bir şeyler içerek de vakit geçirebilirsiniz. Tabi ki güzel fotoğraflar da çekebilirsiniz. Bu arada Cunda'da yüksek miktarda kedi ve köpek görmeniz mümkün. Adanın yerlisi gibiler hatta bizden daha yerlisi oldukları kesin. =)



Şansımıza gündüz hava mükemmel olduğu için denize girip deniz sezonunu açma fırsatını da kaçırmadık. Hem güzel havada güneşlendik hem de buz gibi biralarımızı yudumlayıp bir klasiğimizi daha tekrarladık =) Aslında adanın merkezinde çok denize girme fırsatınız yok. Daha çok koylara gidip oraları deneyebilirsiniz özellikle de bu konuda “Ortunç Otel”i ve bulunduğu koyu tavsiye ediyorlar. Otel denize girmek için kişi başı 25 lira alıyormuş bildiğim kadarıyla şezlong ve şemsiye dahil. Yazın gidecek ve gitmeyi düşünen okurlarımızın dikkatine!



Gece hava soğuduğu için çok da fazla dolanamadık. Aslında biraz da yol yorgunluğu etkiledi sanırım ve gece erken uyuyup sabah da erken çıkıp hem yürüyüş yapmayı hem de erkenden kahvaltı yapmayı hedefledik. Unuttum sandıysanız da unutmadım evet Taş Kahve’yi en sona bıraktım. Bir gün önce oturup dibek kahvesi de içmiştik evet ama sabah kahvaltısını burada yapmamız da büyük isabet oldu. Özellikle gündüz yoğun saatlerde oturacak yer bulmanın bile zor olduğu kahvede sabah erkenden kahvaltımızı yaptık ve hem sucuklu omleti hem de kahvaltı tabağından oldukça memnun kaldık. Hem de daha kimse uyanmadığı için sessiz sakin ve denizin huzuru eşliğinde kahvaltımızı tamamladık. Son bir kez dibek kahvesi daha içtikten sonra odamıza dönüp hazırlandık ve önce Bursa’ya oradan da İstanbul’a doğru yola çıktık.




İtalya seyahatine yine ara verdiğimizin farkındayım ama araya Cunda’yı da sıkıştırmazsak olmazdı. Haftaya Venedik yazımızın da sözünü vererek iyi okumalar diliyorum. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder